PAZARTESİ & CUMA - 08:30 & 17:50

Tel : +90 224 249 98 88 Gsm : +90 530 353 66 86

Op. Dr. Önder AKDENİZ BLOG

Burun Estetiği Ameliyatların Doğru Bilinen Yanlışlar

Merhaba değerli okurlar,

Bu hafta sizlere, burun operasyonlarında doğru bilinen yanlış bilgilere dair paylaşımlarda bulunmaya çalışacağım.

Burunda meydana gelen tıkanıkların en büyük nedeni, burnu ikiye ayıran kemik ve kıkırdak duvarının eğriliğinden kaynaklanmaktadır.

Ayrıca burun eti dediğimiz ve burnun içerisinde yer alan havanın nemlendirip ısıtılmasını sağlayan konkaların büyümesi de bu tıkanıklığın önemli nedenleri arasındadır. Ortaya çıkan bu iki durum da burun içindeki hava koridorunda daralma yarattığından dolayı, burunda tıkanıklıklar ortaya çıkmaktadır.

Tabi bu sorunların ameliyat dışında da tedavisi yoktur. Bu vesileyle gerçekleştirilen ve ‘rinoplasti’ olarak adlandırdığımız, burundaki şekli değiştirmeye yönelik ameliyatlar sayesinde, burun içerisinde yapılan çeşitli uygulamalarla, ilgili kıkırdak ve kemikteki eğrilikler düzeltilebilmektedir.

 

Yanlış: İyileşme Uzun Sürüyor?

 

Sağlıklı ve kaliteli nefes alıp verilmesi adına uygulanan rinoplasti yöntemi sayesinde, hastalar çok kısa sürede gündelik yaşamlarına dönebilmektedir.

 

Yanlış: Gözaltlarında morluklar ve şişlikler oluşuyor?

 

Burnun içerisindeki eğrilikleri düzeltmek ve sağlıklı bir nefes işlevi ortaya koymak adına uygulanan rinoplasti sonrası, göz çevresinde morluklar veya yüzde şişlikler çok nadiren görülebilmektedir. Ameliyatın ardından en geç 1 hafta gibi kısa bir sürede de bu belirtiler ortadan kaybolmaktadır.

 

Yanlış: Ameliyat Sonrası Şikâyetler Artıyor?

 

Doğru ve güvenilir ellerde yapılan rinoplasti operasyonları sonrası hastanın şikâyetleri genellikle tekrarlama göstermez. Eksik ve yetersiz cerrahi müdahalelerde birtakım küçük sorunlar ortaya çıkabilir ancak bu noktada doktorunuzun yetkinliği ve uygulama verimliliği büyük önem taşımaktadır.

 

Yanlış: Burun ameliyatı sonrası ilerleyen dönemlerde burun ucunda düşme oluşuyor?

 

Modern tıpta yaşanan gelişmelere bağlı olarak, ameliyatlardaki başarı yüzdesi de aynı doğrultuda ilerlemiştir. Rinoplasti için birtakım belirlenmiş kurallar mevcuttur. Ameliyatlarda, burnun taşıyıcı destek noktaları dikkate alınarak gerçekleştirilen uygulamalar, burunda düşme ya da çökme gibi komplikasyonların olmasına müsaade etmemektedir

Gelinen noktada şunları söylemekte fayda var: Doğru ve iyi planlanarak, iyi uygulanmış bir rinoplasti ameliyatı, hastanın hayat kalitesini yukarıya çekmeyi başaran ve daha sağlıklı ve işlevsel bir buruna kavuşmasına yardımcı olan önemli bir süreçtir. Burada aslolan operasyonların doğru ve güvenilir ellerde uygulanmasıdır.

Sağlıklı haftalar diliyorum,

 

Op. Dr. Önder AKDENİZ

Devamı

Burun Estetiğinin Tarihi ‘Nereden Nereye…’

Burun estetiğinin çok eskiye dayanan bir tarihçesi vardır… Buruna uygulanan ilk estetik cerrahi, Hindistan ve Mısır’da M.Ö. 600’lü yıllara dayandığına dair kayıtlar mevcut. Modern burun estetiği (Rinoplasti) ise, Kulak Burun Boğaz uzmanı Dr. Orlando Rou tarafından 1887 yılında gerçekleştirilmiştir.

Papirüs hiyerogliflerinde ise, konu ile ilgili ilginç bilgiler yer alıyor. Bu hiyerogliflerde buruna uygulanan baskılı pansumanlardan bahsediliyor. Susruta Samhita’nın çalışması Ayur Veda’da bu kişilerin burun yeniden yapılandırma tekniğiyle alından çevrilen doku ile yapıldığını tariflerken; Brancas M.S 1.450’lerde burunu yeniden yapılandırırken orta hat alın flebini tarif ediyor. 1597’de ise Gaspece Tagliacozzi tarafından bu yöntem popülerize edildi ve bu yönteme İtalyan metodu denildi. 1793 yılında ise, Madres Gazette’de Maharatta tarafından yapılan alın flebi ile burnun tekrar yapılandırıldığı belirtildi. Daha sonra Avrupa’da birçok cerrah tarafından bu teknikler kullanıldı.

‘Buruna Göre Uygun Yaklaşım Tekniği Vardır’

Modern burun estetiği ise, New York doğumlu Kulak Burun Boğaz Uzmanı Orlando Rou tarafından başladı. Rou, burun ucu eğriliklerinin tedavisini buldu ve 1891’de burun açılı deformitelerinin cilt altından düzeltilebileceğini tanımladı. Modern burun cerrahisinin babası olarak bilinen Alman cerrah Jacques Joseph ise, 1931 yılında kendi tekniğini tarif etti. Burun estetiği operasyonları Joseph’den sonra ciddi bir hız kazandı. Bu çalışmalar doğrultusunda, burunda uygulanan cerrahi müdahalelerde ince işçilik gözle görülür hale geldi. Joseph ve öğrencilerinden sonra cerrahlar, tekniği geliştirmek için büyük çalışmalara imza attılar. İlk zamanlar, burun ucu cerrahisi operasyonun başında yapılıp, burun sırtı kemerini aldıktan sonra kemikler kırılıp orta hatta getiriliyordu. Ancak daha sonra, doğal görünümler önem kazandı. Bu da, burundan dokuları küçültüp dışarı atmak yerine, mevcut yumuşak dokuları ve burun çatı yağlarını mümkün olduğunca çıkarmadan yapılandırma yoluna gidildi. Böylelikle uzun dönemde, sonuçları ileri seviyede kontrol ve tahmin edilebilir hale geldi ve iyileşme süreci kontrol altına alınmış oldu. Ek olarak, yüz ve burun estetik alt birimlerinin keşfedilip daha iyi olgunlaşmasıyla burnun diğer yüz bileşenleri ile uyumu ve ayrıca kendi içinde burun alt birimlerinin birbirlerine uyum ve oranının cerrahi planlamada göz önüne alınmasının önemi kavrandı. Zaman ilerledikçe, “Buruna yaklaşım tekniği yoktur, buruna göre uygun yaklaşım tekniği vardır” anlayışı gelişti. Bu anlayış günümüze kadar devam ediyor. Bir diğer söyleme göre, burun estetiği ameliyatlarının savaş yıllarındaki işlevinin epey ilginç olduğu… Dr. Jacques Joseph’in belirgin burun şekillerini estetik ameliyatla değiştirerek onlarca Yahudi’yi Nazilerden kurtardığı yönünde iddialar mevcut.

Türkiye Burun Estetiği İle Ne Zaman Tanıştı?

1960’ların sonunda yurt dışına giden doktorlarımız Türkiye’yi plastik cerrahiyle tanıştırdı. Ancak ülkemizdeki ilk burun estetiği 70’li yıllarda yapıldı. Ayrıca o dönemlerde pahalı bir operasyon olduğu için herkes tarafından yaptırılması mümkün değildi. Yeşilçam yıldızları ve o dönemin sosyete camiasında bu uygulama bir statü sembolü olarak görülüyordu. Bu yıllarda, estetik ameliyatların tek amacı küçük ve güzel bir buruna sahip olmaktı; doğal görünüm arzusu yoktu ve sağlıklı nefes almak gibi sağlık konularına pek önem verilmezdi. 90’lı yıllarda burun estetiği operasyonu geniş bir kesime yayılmaya başladı ve doğal görünüm anlayışının temelleri atıldı. Yalnızca burun küçültme anlayışından ayrılarak, burundaki fazlalıkların ve azlıkların yüzle estetik uyumu dikkate alındı. Revizyon ve eğriliklere müdahale başladı. 2000’li yıllarda ise talep patlaması yaşandı. Günümüzde ise, tüm dünyada benimsenen yapısal burun estetiği yaklaşımı doğrultusunda operasyonlar yapılıyor. Yaklaşım; hem estetik hem de fonksiyonel açıdan bütünlük ve uzun vadede stabil sonuçlar elde edilmesi esasına dayanıyor. Ayrıca günümüz teknikleriyle, artık burnun estetik operasyon geçirdiği anlaşılmıyor, morluk ve şişlikler azalıyor ve iyileşme süresi hızla kısalıyor. Özetle, geçmişten bugüne kadar insanlar vücutlarında beğenmedikleri bölgeleri değiştirme arzusu yolunda ilerlediler. Teknikler, birçok bilim insanının katkılarıyla hızla gelişti ve gelişmeye de devam edecek. Ve estetik arzusu hep devam edecek…

Sağlıklı ve güzelliklerle dolu bir hafta diliyorum…
Devamı